Okul Öncesi Matematiğe Sıcak Bir Yaklaşım
Aile ve Çocuk Dergisi - 12 Ağustos 2008
Okul öncesi dönemde çocuklar, sayıların , şekillerin ve orantı kavramının çoktan farkındadır. Legoları büyüklüklerine göre seçerek istedikleri yükseklikte binalar yapmaları, kutuda kaç tane kurabiye kaldığını bilmeleri, bir kitabı taşımanın bir sandalyeyi taşımaktan daha kolay olduğu gibi durumları ayırt edebilmeleri, matematiğin aslında günlük yaşamın bir parçası olduğunun göstergeleridir. Çocuk sayı saymayı, hesap yapmayı öğrenmeden önce “ilk, son, büyük, az ,çok” gibi kavramları içgüdüleriyle öğrenir. Eğer çocuğunuza, matematiğin bu kadar yaşamın içinde olduğunu hissettirirseniz matematiğe karşı gereksiz bir antipati geliştirmesini önleyebilirsiniz. Uzman Psikolog Mustafa Miral, okul öncesi dönemde matematiğe ısındırma yöntemleri üzerine yazıyor.
Matematik, aslında doğada birebir olarak bulunmamasına rağmen yine de çocuklara nesnel olarak öğretilmesi gereken bir bilimdir. Bu nedenle çocuğu tamamen doğal ortamdan ve doğal duygusal tavırdan uzaklaştırmadan, hatta çocuğa farkına varmadan öğretilmesi gereken bir düşünce biçimidir. Çünkü çocuk eğer matematiğe karşı olumsuz bir duyguya kapılırsa bu onda kalır ve öğrenme güdüsü ortadan kalkar (çocukta duygusal zemin olmadan hiç bir şey öğretilemez). İnsanların düşünme biçimlerini harekete geçiren duyurular ve duygulardır. Herhangi bir düşünme biçimdeki başlatıcı duygu olumlu olursa, düşünme enerjisi bu yöne daha fazla alışır ve bu konudaki enerji artar. Bu nedenle çocuk kendini hep başarılı hissetmelidir.
Matematikte, çocuğun seviyesine uygun doğal egzersizler (yaşayarak,günlük olaylardan yararlanarak) yapılırsa, çocuk kendiliğinden bir üst aşamaya geçer. Dolayısıyla aceleci olmamak, somut ve çocuğa uygun konularla olaya yaklaşmak gerekir. Çocukların okul öncesinde “somut düşünme” döneminde olduğu hiç unutulmamalıdır.
Matematikte başlangıçtan çözümlemeye
Çocuk en başta somut “bir”den başlar. Yani önce bir nesne ne demektir, onu öğrenir (sayı sayma süreç içinde ezberlenir fakat bu ezberin asıl matematik gelişimi açısından çok büyük bir önemi yoktur). Önemli olan aynı nesnelerin yanyana gelerek oluşturdukları azlık ve çokluğun çocuk tarafından fark edilmesidir. Bu fark etme önceleri istemsiz olur, daha sonra bilinçli hale gelmeye başlar.
“Bir”in ne demek olduğunu tam olarak algılayan çocuk daha sonra çokluğu öğrenmek ister. Yani sıra “2″yi öğrenmeye gelmiştir. İkiyi öğrenirken, asıl önemli olan; ikinin içinde kaç tane “bir” olduğunun farkına varılması ve “iki” dendiğinde zihninde önce iki nesne/sembol, daha sonraki aşamada ise tam anlamıyla soyut olarak “iki” oluşmasıdır (matematiksel düşünme basamaklı geliştiğinde, bu sıralamalar önemlidir çünkü bir sonraki aşama bir öncekinin üstüne biner).
Aynı aşamalar devam ederken, çokluklar arasındaki farklar, nesnel olarak eklemeler ve çıkarmalar, birli sayma,ikili sayma, çift kavramı, sıralamalar, çetelemeler ve sembolleştirmelerle birlikte tüm rakamlar çocuk tarafında tam olarak algılanır. Bütün bunları sıralı bir şekilde doğal egzersizlerle devam ettirmek gerekir. Çocuk örneğin; “6″ yı tam algılamamışsa, yani “6″nın içinde neler olduğunu (kaç1, kaç 2, kaç 3 vs..) kavrayamamışsa “7″ye geçilmemelidir çünkü bu en temel aşama olduğunda en önemli aşamadır da.
Nesnelerden sembollere geçmek de bir aşamadır. En son olarak “sıfır” öğretilmelidir çünkü “0″ başlı başına bir kavramdır. Sıfırın pozitif ve negatif sayıların ortasında yer aldığını çocuk algılayacak duruma gelmiş olmalıdır.
Bütün bu aşamalardan sonra kavramlar yerine oturduğunda, çözümleme aşamasına gelinmiştir. Çözümleme aşamasına gelindiğinde ise çocuk herhangi bir nesne kullanmadan, “aklında” matematik yapmaya başlar. Çarpma – bölme gibi işlemler bunun üzerine daha rahat yerleşir.
Merak edilen bir konu; çocuğun ellerini kullanmasıdır. Somut dönemde çocuğun ellerini kullanması çok doğaldır. Ama ileriki yaşlarda ellerini hala kullanıyor olması, çocuğun somut dönemi iyi tamamlamamış olduğunun göstergesidir.