Okulöncesi eğitiminde, kurumlaşma ve buna yönelik çalışmalar Türkiye’de hala yeni bir olgu. Fakat yine de hızlı gelişmeler olmakta. Önceleri çalışan anne ve babaların zorunluluklarından doğan “bakımevleri”artık çağdaş insan için gerekli ve yararlı eğitim kurumları haline dönüşmüştür. İnsan bilimlerindeki gelişmeler, okulöncesi çağı çocuğunun zihinsel, sosyal ve özellikle duygusal olarak gelişiminin en önemli basamaklarında olduğunu ortaya çıkarmıştır. Örneğin, beynimizin temel unsurlari olan sinapslarin sayisi okulöncesi dönemde en yüksek seviyesine ulaşmaktadır. Dolayısıyla gelişimin ve adaptasyonun en hızlı olduğu dönem okulöncesi dönemidir. Ayni şekilde insanin kişiliğini yönlendiren temel duygular yine bu dönemde oluşmaktadir. Çünkü bu dönem; bilinçaltina giden ve hatirlanamayan bir dönemdir. Bütün bunlardan ortaya çikan, okulöncesi bir kurumun kesinlikle bakimevi’nin çok çok ötesinde bir eğitim kurumu olmasi gerekliliğidir. Bu kurum; çocuğun bütün gelişim alanlarini kapsayacak, komple bir programi düşünmek zorundadir. Bu programin içinde de duygusal eğitim hiç unutulmamalidir.dolayisiyla okulöncesi eğitimin kurumlaşmasini doğru bir temele oturtabilmemiz için; öncelikle, doğru bir kavram bulmamiz gereklidir.

Kavramlar doğru konulduğunda teşhisler de doğru konulmuş ve herkesin düşüncesi bu yönde uyarilmiş olacaktir. Şu anda kullanilan kavramlara bakacak olursak; Bakimevi: bakim sözcüğü, aciz durumdaki birinin sadece biyolojik ihtiyaçlarinin giderilmesi anlamini içermektedir. Yani eğitimle ilgili bir anlam taşimamaktadir. Bu nedenle, okulöncesi kuruma bakimevi demek okulöncesi çocuklar için oluşturulacak kurumlarin çağdişi kalmasini baştan kabullenmek demektir.

Yuva: Yuva kavrami, her ne kadar, sicak, sevgi dolu gibi görünüyorsa da, okulöncesi kurumu hafife alan bir “siğinmayi” çağriştirmaktadir.

Anaokulu: Anaokulu kavramindaki “ana” sözcüğü okulöncesi kurumun sorumluluğunu hemen baştan belli bir cinsiyetin üzerine yikmaktadir. Üstelik herhangi bir kurum, bir ana’nin veya bir baba’nin yerini asla dolduramaz. Ayrica eğitimde bir ana ekolü veya bir baba ekolü diye birşey olamaz veya olmasi gerekir. Böyle bir zihniyet bizi “haremlik-selamlik” zihniyetine götürür.

Bu nedenlerle ve daha sonra ilkokul geldiği için, ayrica bütün gelişim alanlarinin temelleri bu dönemde atildiğindan “önokul” demek; bu kurumun gerekli ve önemli olduğunu gösterebilir. Böylelikle herkes ilkokuldan önce de bir okul yani bir eğitim kurumu olduğunu, olmasi gerektiğini daha iyi içine sindirebilir.

Kuşkusuz hepimiz çocuklarimizi çok seviyoruz. Fakat sevgimizi onlar için daha somut birşeyler yaparak göstermeliyiz.


Psk. Mustafa Miral
Önokul Yeşilçizgi
Ankara, Temmuz 1992