Önokula başlamak için çocukta motivasyon oluşturacak en önemli şeyler; çocuğun artık gelişmek için evi yetersiz bulması ve arkadaş ihtiyacının belirmesidir. (Bu süreç bebeklikten çocukluğa geçiştir.) Bu durum şu anlama gelir; çocuk artık bebeklikteki tam muhtaçlıktan kurtulmuş, iletişim kurabilir, kaba ve ince kaslarını kullanabilir, gelişmesi için fiziksel-duygusal-sosyal-zihinsel denemeler için ortam aramaya başlamıştır. Çünkü artık deneyerek, uygulayarak varlığını geliştirecektir. Evde yaptıkları artık aktüel ve gerçekçi olmayacaktır. “Meydana” çıkıp kendini ortaya koyması gerekmektedir.
Fakat bu sosyal ortama adım atması aşamasında desteğe ihtiyaç duyar. Bu destekteki ana unsur; ana baba ve diğer erişkinler tarafından verilecek moral destektir. Temel olarak çocuğa verilecek duygu; “gelişiyorsun, artık bu aşamadasın ve yapabilirsin!” duygusudur.
Anababasından veya evinden önokula başlayacak olan çocuğun temel endişesi güvenli, sıcak, sevildiğinden emin bir ortamdan bilmediği, tahmin edemediği yeni bir ortama girmesidir.
Bazı çocuklar bu adımı atmada zorlanırlar ve heyecanları korkuya dönüşebilir.
Çocuklardaki okul korkusunun temeli, çocukların tanımadıkları, bilmedikleri ve ne ile karşılaşacaklarını tahmin edemedikleri, ayrıca uzun süre kalmak zorunda olduklarını düşündükleri yeni ortam heyecanıdır. Bazı çocuklar bu heyecanlarını kontrol altında tutabilirler, bazılarında ise bu heyecanları endişeye, paniğe ve korkuya dönüşür. Bazı çocukların korkuya kapılma sebepleri; çocukların yetiştirilme tarzından veya okula “hazırlanış” yetersizliğinden veya yanlışlığından kaynaklanabilir.
Duygusal, sosyal veya fiziksel olarak aşırı korunmuş ve gelişimsel olarak deneyimden yoksun bırakılan çocuk, kendini güçsüz hissettiğinden endişeye çabuk kapılabilir. Bu tür çocukların okula hazırlanışı, okul korkularını yenmeleri ancak derece derece çözülebilir. Böyle bir çocuğa sahip olan anababa okuldaki öğretmeniyle veya varsa okul psikologu ile görüşmeli ve bir program yapmalıdır. Bu program çocuğun okulu, sosyal ortamı tanıması ve nelerle karşılaşacağını biraz da olsa tahmin etmesine yönelik bir program olmalı ve ilk başta anababadan birisi çocuğun yanında bulunmalıdır. Çocuğun yanında bulunacak olan ebeveynlerden ona daha fazla güven veren veya duygularını daha çok anlayabilecek olan tercih edilmelidir. Okul ve ailenin işbirliği esnasında anababa eğitimcilere çocuğu tanıtıcı bilgiler vermeli ve eğitimcilerin söylediklerini uygulamalıdır.
Okul korkusunun giderilmesinde göz önünde bulundurulması gereken; çocuğun okula gitme isteğinin geliştirilmesidir. Yani çocuk kendisi için (isteyerek) okula gidebilir hale gelmeli, bu amaçlanmalıdır. Anababası için veya bir başkası için görev gibi gitmemelidir. Çünkü böyle bir davranışın enerjisi azdır ve kısa sürer.
Okula gitmesi için çocuğa gösterilen ve onun için güncel olmayan hedefler ise hiçbir işe yaramamaktadır. (örneğin: “okula gidip adam olacaksın... doktor, mühendis olacaksın... v.b) Güncel hedefler çocuk için daha etkilidir. Zaman olarak daha yakın olduğundan algılanması kolay, varılması yakın ve çocuk için daha somut hedeflerdir. Örneğin ertesi gün okulda yapacağı bir etkinliğin çocuğu daha pozitif etkilemesi ve heyecanlandırması daha olasıdır.
İkinci olarak çocukların okula hazırlanırken erişkinler tarafından söylenen sözlerin altındaki mesajlar çok önemlidir. Erişkinlerin kendi negatif veya pozitif okul deneyimlerini anlatmaları çoğunlukla işe yaramaz. Çünkü anlatılan negatif deneyim çocuğu korkuturken, pozitif deneyim çocuğun hedefini uzaklaştırır. Çocuk kafasında anlatılanlara uygun olarak bir “fantezi” oluşturur. Bu pozitif bile olsa, yaşadıkları ile çakışmadığından çocuk duygusal karmaşaya düşer. Bu nedenle çocuğun kendi deneyim ve duygularına fırsat vermek daha olumlu bir yoldur. Okul konusundaki çocuğa söylenebilecek şeyler; en temel özellikler, en somut bilgiler olmalıdır. Ve uzun anlatmak yerine kısa cümlelerle anlatmak daha güven verecektir. Çünkü uzun anlatılan bir şey çocukta şüphe ve güvensizlik uyandırdığı gibi aynı zamanda algılanması da zordur.
Okul Korkusu; çocuğun duyguları ile ilgili bir şey olduğundan çocuğa verilen detaylı bilgiler (zihinsel uyarıcılar) onun okul korkusunu giderecek şeyler değildir. Çünkü zihinden duygulara uyarıcı aktarmak daha ziyade erişkinlerin yapabildiği bir beceridir. Okulda geçireceği sıcak bir ilişki çocuktaki okul korkusunu daha giderici bir yaşantıdır. Çocuğun deneyimsizliği nedeniyle bu tür güzel deneyimleri oluşturmak okul korkusunu yenmede çok etkilidir. Ayrıca çocuğu kandırmak için yapılan ve söylenenler kısa sürede etkili görünse de, daha sonra onun kandırılabilir bir çocuk olmasına yol açabilir. Her şeyden önemlisi; okul korkusu oluşmuş bir çocuk özel olarak ele alınmalı ve okul-aile ve uzman kişilerin işbirliği ile çözülmeye çalışılmalıdır.
Okula uyumda zorluk çeken bir başka çocuk grubu da “çocukerkil”* ailelerde yetişen küçük kral veya kraliçelerdir. Egoları oldukça şişirilmiş olan bu çocuklar okula uymak yerine okulun ona uymasını beklerler. Daha da kötüsü anababası da böyle bir beklenti içinde olan, yani okulun, çocuğun her istediğini anında yerine getirmesini bekleyen anababanın çocukları, okul ve sosyal yaşantıya uyum sağlamakta çok güçlük çekerler. Egosu şişik ve doyumsuz yetişen bu çocuklar, istekleri olmayınca çok büyük hayal kırıklığı ve mutsuzluk yaşarlar. Çünkü daha önce demokratik bir yaşantıları olmadığından, hazır bir şekilde, arzuları yerine gelsin diye beklerler. Sosyal yaşantı için çaba göstermek akıllarına bile gelmez. Bu durumda yapılması gereken; öncelikle anababaların ikna edilmesi, tutum değiştirmelerinin sağlanması ve çocuğun sosyal hayattan zevk alır hale getirilmesine çalışmaktır. Bu çocukların zedelenmeden adaptasyonu da en az okul korkusu oluşmuş çocuklar kadar zordur. Anababanın duygusal olmak yerine daha mantıklı düşünüp, uyum sürecini kabul edip, uzman kişilerle bir program yapıp, bu süreçte sabırlı ve kararlı davranması gerekir. Yine bu program derece derece artan bir süreç olmalıdır.
Psikolog Mustafa Miral*Çocukerkil aile ile ya aşırı koruma duygusuyla ya da çocuklarına duydukları aşırı hayranlık nedeniyle çocuklarının her istediğini yapan veya çocuklarının güzelliğini, şirinliğini, zekâsını mucize gibi görüp onların egolarını şişiren aile tipi kastedilmektedir.